YABANCI ORDULAR DOSYASI /// DR. NEJAT TARAKÇI : ABD – Rusya Tatbikat Savaşları


DR. NEJAT TARAKÇI : ABD – Rusya Tatbikat Savaşları


ABD 25 Ekim’de Baltık bölgesinde yapacağı NATO tatbikatı ile Rusya’nın Eylül 2018 başında doğu Sibirya’da yaptığı geniş çaplı tatbikata misilleme yapmaya hazırlanıyor. NATO genel sekreteri Stolberg, Trident[1] Juncture 2018 adlı tatbikata 31 ( 29 NATO üyesi + İsveç ve Finlandiya) ülkeden yaklaşık 45 bin asker, 150 uçak, 60 gemi ve 10 binden fazla askerin katılacağını açıkladı. Rusya’nın yaptığı Rostov 2018 adlı tatbikata ise 300 bin asker, 36 bin askeri araç, bin uçak ve 80 gemi katılmıştı. Rusya tatbikata ev sahipliği yapan Norveç’i dost olmayan bir davranış içinde olmakla suçladı.

Blokları Belirsiz Yeni Soğuk Savaş

Rusya, coğrafi büyüklük ve kaynak yönüyle bir dünya devidir. Yüzölçümü ABD’nin yaklaşık iki katıdır. Doğal kaynak rezervi dünya kaynaklarının % 21’ni oluşturmaktadır. Keşfedilen mineral kaynaklarının parasal değeri 29 trilyon dolardır. Dünya gaz üretiminin % 30’unu, petrol üretiminin % 10’nu karşılamaktadır. Sovyet askeri potansiyelinin % 60’ı muhafaza edilmektedir. % 55 ile nükleer silah kapasitesinde dünyada birinci sıradadır. ABD % 40 ile ikincidir. Özetle Rusya Batı karşıtı dünyanın lideri konumundadır.

25 Ekim’de başlayacak bu tatbikat, iki binli yılların başında Kırım bölgesinde yapılan ve Kırım’daki Rus nüfusun büyük tepki gösterdiği NATO tatbikatlarından sonraki en kapsamlı tatbikattır. Ukrayna krizi sonrasında 29 Aralık 2014’de kabul edilen yeni askeri doktrine göre[2] NATO, Rusya için ana tehdit olarak belirlenmiştir. Buna göre sınırları boyunca klasik silahlar ve uyarı sistemleri ile NATO’ya karşı caydırıcılık sağlanacaktır.

Rusya, sınırları boyunca konuşlanan NATO birliklerinin uluslararası hukuka aykırı olarak konuşlandığını ve Rusya üzerinde siyasi ve askeri baskı yaratmayı amaçladığı sürekli vurgulamaktadır. NATO ise Ukrayna krizinden sonra Rusya’ya bakış açısını değiştirmiş ve ABD savunma konsept dokümanında belirtildiği gibi Rusya, bir numaralı tehdit olarak kabul edilmiştir.

2008 yılından itibaren ABD ve NATO, Rusya’nın Gürcistan’a arkasından 2011’de Suriye’ye ve Suriye krizi devam ederken 2014 başında Kırım’a müdahalesine sonrasında tam bir şaşkınlığa uğradılar. ABD ve NATO, Rusya gibi bir numaralı nükleer bir güce karşı hiçbir şey yapamadılar. Çünkü ne bir askeri hazırlıkları vardı, ne de siyasi bir bütünlük içindeydiler. Aynı zamanda NATO üyeliği için sürekli cesaretlendirdikleri Gürcistan ve Ukrayna’ya karşı da mahcup oldular. Güven kaybettiler. Şimdi artık bir Akdeniz ülkesi haline de gelen Rusya’yı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi kendi anavatanında sıkıştırmaya çalışıyorlar. Tampon bölge durumundaki eski Sovyet peyk ülkeleri artık NATO üyesi ve Rusya’ya karşı saldırı üssü konumunda.

NATO’nun savunma odaklı açıklamalarına rağmen, tatbikat senaryosu taarruza uygun bir strateji izlemeye yatkın görünüyor. Artık gelinen noktada yeni bir Soğuk Savaş yaşıyoruz. Tek farkı, ana aktörleri aynı fakat müttefikleri karışmış durumda. NATO üyesi Türkiye Rusya’ya yakınlaşırken, birçok Arap ülkesi İsrail’in yanında yer alabiliyor. Bloklar henüz tam oturmuş değil. ABD Rusya rekabeti Rusya’nın Suriye krizi ile birlikte Akdeniz’e inmesi ve akabindeki 2013 Ukrayna (Kırım) krizi ile ciddi bir tırmanmaya girdi. Her iki ülke stratejik güvenlik dokümanlarında birbirlerini bir numaralı düşman olarak resmen kabul etmiş durumda. 2008’de Güney Osetya ve 2014’de Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı sonrasında bugün NATO üyesi olmalarına rağmen benzer bir korkuyu Baltık ülkelerinin de duyduğunu söyleyebiliriz.

Tatbikatın neden Norveç’te yapıldığını sorgularsak, Norveç İkinci Dünya Harbinde Rusya’ya tek yardım ulaştırılabilen kuzey ekseninde yer alıyordu. O nedenle savaşın başında Almanya tarafından işgal edilmişti. Şimdi aynı Norveç bugün Rusya’yı tehdit olarak algılamakta ve NATO’ya ev sahipliği yapmaktadır. O dönemde Türkiye tarafsız olduğu için Boğazlar yolu kullanılamamıştı.

Tatbikatın Siyasi, Ekonomik ve Psikolojik Hedefleri

ABD açısından NATO’nun Rusya sınırında kapsamlı bir tatbikat yapması çok yönlü hedef ve amaçları içermektedir. Bunları sıralarsak;


– Öncelikle hala ciddi bir tedirginlik içinde bulunan Baltık ülkeleri (Litvanya, Letonya, Estonya) ile Romanya, Bulgaristan ve Polonya’ya kararlılığını göstermek


– Rusya tehdidi ile NATO üyelerine daha fazla silah satmak


– Rusya’yı Sovyetlerin çöküşünde kullandığı taktikle askeri harcamalarını artırmaya zorlamak ve böylece ekonomik açıdan zayıflatmak. Benzer strateji Sovyetlere karşı şöyle uygulanmıştı. 1980’de ABD savunma bütçesi 134 milyar dolardı, 1989’da 253 milyar dolara çıkarıldı. Bu miktar ABD milli gelirinin % 7’si kadardı. Sovyetler ise ABD ile dengeyi sağlayabilmek için 1980’de milli gelirinin % 22’sini ayırdığı savunma bütçesini % 27’ye çıkarmak zorunda kalmıştı. Bunu halkın ihtiyaçlarını dondurarak yapabilmişti. Böylece çöküşe giden yol açılmıştı.


Bugün Rusya daha akılcı savunma harcamaları yapıyor. Yüksek teknoloji ve özellikle hava savunma sistemleri ABD ile yarışır durumda. Ve savunma harcamaları makul seviyelerde. 2017 itibariyle ABD askeri harcamaları 597 milyar dolar, ( 19 trilyon dolarlık milli gelirinin % 3’ü) Rusya’nın ki ise 69 milyar dolar ( 1,3 trilyon dolarlık milli gelirinin % 4’ü) , yani ABD askeri harcamaları yaklaşık Rusya’nın 10 katı. ABD’nin NATO’yu kullanarak Rusya’nın askeri harcamalarını artırmak maksadıyla tehdidi Rusya’nın sınırları boyunca yaydığı söylenebilir.

NATO’nun 3 Ekim 2018’de yaptığı toplantıda Gürcistan’ın üyeliğinin tekrar gündeme alınması ABD ile Rusya arasında yeni bir kriz yaratma niyetini göstermektedir. Bu girişimin Rusya’yı Kırım’la birlikte iki ayrı bölgeye angaje etmeyi amaçladığı değerlendirilebilir. ABD ise, NATO üyelerinin askeri bütçelerini artırmalarını talep ederken NATO’yu kendi silah endüstrisinin bir pazarı olarak kullandığı açıkça ortadadır. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma füzesi alımına hala devam eden ciddi tepkiyi bu bağlamda irdelemek gerekir.

Rusya bugün daha ayakları yere basan bir strateji izlemektedir. ABD ile ekonomisini tehlikeye atacak seviyede bir silahlanma yarışına girmek yerine askeri gücünü kısa zamanda sonuç alıcı olarak kullanmaktadır. Bunu siyasi açıdan dağılmış bir görüntü veren NATO karşısında kararlı ve fırsatçı bir strateji ile gerçekleştirmektedir. 2008 Güney Osetya ve 2013 Ukrayna müdahaleleri ile kalıcı jeostratejik kazanımlar sağlamıştır.

Sonuç

Özetle şunu görmek gerekir ki, bu gibi tatbikatların ve krizlerin silah satıcılarına yaradığı bir gerçektir. Gerçek bir savaş olasılığı olduğu takdirde NATO, Rusya’ya karşı bir savaş kararı alabilir mi? Başta Almanya olmak üzere birçok ülke buna yanaşmayacaktır. Rusya ise sınırlarını çok iyi bilen bir politika izlemektedir. Hiçbir NATO ülkesine saldırmayacaktır. Ama Baltık’taki Kaliningrad ve Petersburg Rusya’nın yumuşak karnıdır. Petersburg, Karadeniz’in dışında doğrudan Atlantik’e açılan ve kışın donmayan tek limanıdır. Rusya’ya gelen ve giden tüm kargoların % 20’si bu şehirden yapılmaktadır. Özetle Petersburg taşıma ve lojistik yönden Rusya’yı tüm dünyaya bağlayan ideal bir üs konumundadır. [3] Baltık’ta bir abluka veya saldırı doğrudan savaş nedeni olacaktır. Ama Rusya, Kafkaslarda hiçbir ülkenin NATO üyesi olmasına da izin vermeyecektir. Bunu ekonomik ve askeri baskılar veya kriz ve yerel çatışmalarla mutlaka engelleyecektir. Ukrayna’nın NATO üyeliği ise çatışma olasılığı çok yüksek yeni bir kriz demektir.

[1] Üç dişli mızrak anlamına gelen Trident Yunan mitolojisindeki deniz tanrısı Poseidon’un Roma mitolojisindeki Neptün’ün mızrağıdır.

[2] http://www.neurope.eu/article/new-russian-military-doctrine-says-nato-major-threat

[3] Why St. Petersburg is your next transport & logistics market Published on 26.08.2016

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI : Turkish değil, Turkia


Turkish değil, Turkia

Ege Cansen, Sözcü, 18 Ekim 2018

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy dış tanıtımlarda bundan böyle "Turkey" yerine "Turkish" sözcüğünü kullanma kararı aldıklarını söyledi. Turkish, Turkey’den daha iyidir. Ama Turkey kelimesinin karşılığı değildir. "French" veya "German" gibi bir halkı anlatan bir sözcüktür. Nasıl French, France veya German, Germany sözcüklerinin yerini tutmazsa, Turkish de Turkey kelimesini ikame edemez.

Türkiye, ne yapıp yapıp dünyanın en yaygın dili olan İngilizce’de ülkemizin adının Turkey olarak yazılıp okunmasına son vermelidir. Çünkü Turkey İngilizcede "hindi" anlamına da gelmektedir. Hindi, eti yenen itibarsız, gürültücü şapşal bir kuştur. Kuştur ama bir kartal veya şahin değildir. Türkiye kelimesinin Fransızcası Turquie, Almancası Türkei, İspanyolcası Turquia, İtalyancası Turchia’dır. Bunlardan hiçbiri hindi anlamına gelmez.

Bildiğim kadarıyla dünyanın hiçbir dilinde Türkiye ile hindi kelimesi aynı değildir. Bu, maalesef dünyanın en yaygın dili İngilizcede var olan bir karmaşadır. Değişmelidir.

TÜRKİYE HİNDİ DEĞİLDİR

1964-1966 yılları arasında ABD’de üniversiteye gittim. Amerikalıların "Nereden geldin?" sorusuna "İstanbul" der veya lafı çevirip "I’m Turkish" diye yanıtlardım. Yani mümkün mertebe Turkey sözcüğünü kullanmazdım. Ama kocaman adamdım ve bunu o zaman çok da dert etmedim.

1987’den sonra ABD’ye sık gider oldum. Turkey kelimesinin, hem Türkiye’nin imajı açısından hem de Amerika’da yaşayan Türk aileleri için nasıl bir sorun oluşturduğunun farkına vardım. Amerika’da yerleşmiş Türk ailelerin çocukları "We are from Turkey" deyince sınıf arkadaşlarının "glu-glu" diye sesler çıkarttıklarını öğrendim. Türk asıllı çocuklar arasında bu yüzden psikolojik tedavi görenler vardı.

Durumdan vazife çıkarttım ve 1991’de Hürriyet’teki köşemde "Turkey" değil "Turkia" kampanyası başlattım.

NASIL BAŞARISIZ OLDUM

İki yıl boyunca yazılar yazdım. İstanbul’da, Bursa’da konuşmalar yaptım. ABD’de yerleşmiş Türk ailelerden yüze yakın destek mektubu aldım. İngilizcede ülke adlarının birçoğu Georgia, Bulgaria, Britania, India, Russia gibi "ia" ile bitiyordu. Ben de Turkey yerine Turkia kelimesini önerdim.

Zaten pek çok ülke kendilerine yabancıların verdiği adları değiştirmişti. Konuyu İsak Alaton aracılığıyla ABD Büyükelçisi Abramowitz’e anlattım. "Gereksiz bir şey" dedi.

Yılmadım. Kampanyaya devam ettim. Öncelikle yabancı ülkelerdeki elçilik ve sair kuruluşlarımızın tabelaları değişsin dedim. Daha pek çok önlem önerdim.

Benim, İngilizcede turkey sadece hindi olsun ama "Türkiye’nin Ingilizcesi Turkia olsun" önerimi Turgut Özal benimsedi. Ama Turkia değil Türkiye olsun dedi. Pek tabii tutmadı.

Son söz: Cisimle, isim müsemma olmak gerek.

KISA ÖYKÜLER : Neriman Köksal ve İzzet Günay & FOSFORLU CEVRİYE


Neriman Köksal ve İzzet Günay & FOSFORLU CEVRİYE

Gözlerinden bellidir Cevriyem
Sende kara sevda var!
Morede fosforlum
Sende kara sevda var!

Reklamdan sonra devam ediyor

Bu şarkıyı hatırlayanınız ve unutulmaz “Fosforlu Cevriye” filmini görenleriniz vardır. İşte o filmdeki, bir zamanların Afet-i Devranı Neriman Köksal’ın aşkını anlatacağım bu hafta sizlere…

1999 yılının ılık bir Ekim sabahıdır. “Surp Agop Hastanesi’nin dahiliye koğuşunda, Türk sinemasının yarı “vamp” yarı “abla” karakteri, sizlerin bildiği adıyla Neriman Köksal yatmaktadır. Sinemamızın unutulmazlarından Sadri Alışık’ın eşi Çolpan İlhan yatağa oturmuş, son anlarını yaşayan bu muhteşem kadının ellerini tutmaktadır.

Neriman’ın kesik kesik şu cümleler düşer kurumuş dudaklarından:

“Onu bana getir, son defa göreyim…”

“Tamam, getireceğim onu. Sen şimdi dinlen, yorma kendini…” der Çolpan hanım. Hemen yataktan kalkar, gözlerinden süzülen yaşları siler ve hızlı adımlarla hastanenin girişindeki telefon kulübesine gidip bir numara çevirir;

“Merhaba Ediz, ben Çolpan, Neriman’ın yanındayım, durumu hiç iyi değil. Son bir isteği var…”

Telefonun ucundaki kişi, sinemanın romantik yakışıklısı Ediz Hun’dur. Birkaç saniye yutkunduktan sonra cevap verir:

“Anladım! Şimdi gidip onu evinden alıp oraya getireceğim…”

Neriman için bu kadar önemli kişinin, Neriman’ın “Kimse Fatma Gibi Öpemez” filminde birlikte rol aldığı ve aşık olduğu İzzet Günay olduğunu anlamıştır. Zaten sinema dünyasında herkes bilmektedir bu umutsuz platonik aşkı…

HAYAT SÜRPRİZLERLE DOLUDUR

Ediz, İpek hanımla evli olan İzzet’i almaya evine gider. Ama “Hayır, eşime ayıp olur, gelemem” der İzzet arkadaşının kulağına usulca, İpek’in salonda olmadığı bir anda. Ediz ısrar etse de İzzet son sözünü söylemiş, yapacak bir şey kalmamıştır.

Evden üzüntüyle ayrılır, birkaç saat sokaklarda dolaşır, Çolpan’a da haber veremez. Nasıl diyecektir ki “Gelmiyor” diye!

Akşama doğru toparlanır hastaneye gider, merdivenleri çıkarken zorlanıyordur. Ama zor da olsa söylemelidir Neriman’a… Ancak odanın bulunduğu koridora gelince büyük bir şaşkınlık yaşar! Neriman’ın odasının kapısının önünde iki kadın durmaktadır; biri sevgili dostu Çolpan İlhan, diğeri de İzzet’in karısı İpek Günay. İkisinin de yüzünde buruk bir tebessüm vardır. Çolpan; “İzzet içerde…” der, hafifçe gülümseyerek ve sözlerini sürdürür:

“Sen evden ayrıldıktan sonra İpek, İzzet’e ne olduğunu sormuş. İzzet başta söylemek istememiş, ama ısrar edince anlatmış ona.”

“Evet” der, araya giren İpek Günay. “Duyunca çok üzüldüm ve İzzet’e, gitmesi için rica ettim. Baktım hâlâ tereddüt içinde, sen gitmezsen ben gidiyorum dedim! Onu da anlıyorum, beni kırmak istemiyor. Ama bu tek taraflı bir aşk ve saygı göstermek zorundayız. Sana çabaların için teşekkür ederim Ediz. Gerçek bir dostsun…”

İzzet uzun süre baş başa kaldığı, karşılık veremediği aşkının odasından çıktığında çok üzgün ve bitkindir. Ediz’i selamlar ve İpek hanımla hastaneden ayrılır…

Bu olaydan üç gün sonra, 22 Ekim 1999 günü Neriman mutlu bir şekilde gözlerini hayata yumar…

Haydi, ışıklar yoldaşın olsun Fosforlu Cevriye!

TARİHİ ESERLER DOSYASI : DATÇA’DA BİR SOYGUN HİKAYESİ


DATÇA’DA BİR SOYGUN HİKAYESİ

Yıl 1973..
Datça dediğin gözden uzak, gönülden ırak bir belde..
Kuş uçmaz, kervan geçmez..
Bir kadın geliyor, Amerikalı..
Havalı mı, havalı..
Prof. Iris Cornelia Love..
Arkeolog bu hanımefendi..
Elinde tapu gibi bir belge.
Angara’dan almış..
Knidos’u kazacak..
Mübarek sanki dişi Indiana Jones..
Elde kazma kürek 20 kişilik bir ekiple soyunuyor işe..
Vuruyor kazmayı..
Ne gözetleyen var, ne denetleyen..
Delik deşik ediyor güzelim Knidos’u..
Tıpkı bir köstebek gibi..
Parçalıyor mermerleri..
Kırıyor lahitleri..
Sözde Çıplak Afrodit Heykeli’ni arıyorlar..
Ne gezer!..
Gizli gizli çıkarılıyor seramikler, heykeller, büstler..
Ve yurtdışına kaçırılıyor güzelim tarihi eserler..
Angara uyuyor ama bizim köylü uyumaz..
"Bu Amerikalı kadın bir dolaplar çeviriyor" diyorlar..
Konuyu Yakaköy muhtarlığına iletiyorlar..
O dönemin Yakaköy muhtarı alemci adam..
İçkiye düşkün..
Hovarda..
Amerikalı kadın buluyor zayıf noktayı..
Bizim muhtarı içki masalarında alıyor kafa kola..
Gece körkütük sarhoş olana kadar içiriyor..
Muhtar gündüz uyuyor..
O uyurken Knidos’ta talan devam ediyor..
Aradan tam 4 yıl geçiyor..
Sene 1977..
Nihayet uyanıyor Angara..
Nihayet el koyuyor Knidos’a..
Kazı belgesini iptal ediyor Amerikalı kadının..
Hemen ülkesine postalıyor..

*. *. *

Prof. Iris Cornelia Love ülkesine gönderildikten bir kaç yıl sonra bir akrabası geliyor Datça’ya..
Sıradan bir insan gibi..
Adı Richard Rosenberg..
Bugün Reşadiye’de Güllerdağı Çiftliği diye tanınan yerde geniş bir arazi alıyor.
Sonra hemen Türk vatandaşlığına başvuruyor..
Richard oluyor Reşat..
Zeytinciliğe başlıyor bizim Reşat..
Ülkesinde de "Olive Farm" isimli bir şirket kuruyor..
Oregon’da..
Datça’da ürettiği zeytin ve zeytinyağı ürünlerini yine "Olive Farm" markasıyla Amerika’ya kendi şirketine ihraç ediyor..
Her ay tırlarca ürün gidiyor Amerika’ya..
Ama dedik ya, bizim köylü uyanıktır diye..
Bu Amerikalı’dan da huylanıyorlar..
Bizim Reşat’ı ihbar ediyorlar..
Çiftliğe yapılan baskında onlarca tarihi eser bulunuyor..
Zeytinyağlarının arasına gizlenmiş, Amerika’ya gönderilmek üzere paketlenmiş..
Suçüstü yakalanan Reşat hemen tutuklanıyor, hapse atılıyor..
Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki ifadesinde çiftlik kurulurken eserlerin bir kısmının çalışanlar tarafından çeşitli yerlerden satın alındığını, bir kısmının ise yine Datça’nın çeşitli kesimlerinden getirilerek çiftliğe yıllar önce konduğunu iddia ediyor..
Oysa kolleksiyoncu belgesi de yok..
Sonra Ankara’dan gelen bir emirle tutuksuz yargılanmak şartıyla serbest bırakılıyor..
Ve Reşat kayboluyor..
Nereye kaçtı, ne yaptı bilen yok..
Ama belki de siz bu satırları okurken, bizim Reşat ile Prof. Iris Cornelia Love Oregon Portland’ta binlerce dolarlık şarap içiyorlardır..
Knidos anısına..
Knidos’tan kaçırdıklarının şerefine..

(Sedat Kaya, Datça)

LİNK : https://yenidenergenekon.com/970-datcada-bir-soygun-hikayesi/

SUİKASTLER DOSYASI : Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Öneş’ten Kaşıkçı açıklaması


Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Öneş’ten Kaşıkçı açıklaması

Bir radyo programına konuk olan eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Cemal Kaşıkçı vakasına ilişkin, "Türkiye’nin Kaşıkçı olayını kendi bağımsız tarafsız yargısıyla takip etmesi gerekir." dedi.

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Suudi gazetecinin akıbeti ve olayın diplomatik boyutuyla alakalı değerlendirmelerde bulundu.

‘BİZİM AKLIMIZLA DALGA GEÇMESİNLER’

"2 Ekim tarihinden itibaren sinema filmi gibi Kaşıkçı olayını izlemekteyiz. Bunun birkaç serserinin işi olmadığı açık. Bizim aklımızla dalga geçmesinler." diyerek sözlerine başlayan Öneş, Kaşıkçı vakasının bir istihbarat operasyonu olmadığını belirtti. Öneş, "İktidar hırsı ile, akıl dışı yöntemlerle çok kirli siyasilerin gerçekleştirdikleri bir olaydır. Bu olayın farklı bir boyutu var. Yorumlanması dahi çok zor. Siyasi bir mekanizma tarafından araç olarak kullanılmış cinayet ekiplerinin gerçekleştirdikleri bir olaydır. Benim hatırladığım böyle bir olay daha önce yok." dedi.

‘PRENS SELMAN’IN SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ HAYATI BİTMİŞTİR’

Öneş, Kaşıkçı vakasının Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade ederek, "Bir başkonsoloslukta böylesine bir öldürülme olayının sonuçlarını tahmin edememek büyük bir zafiyet. Prens Salman’ın Suudi Arabistan’daki hayatı bitmiştir." diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN KENDİ BAĞIMSIZ YARGISIYLA OLAYI TAKİP ETMESİ GEREKİR’

Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğünün kesinleşmesi halinde Türkiye’nin bağımsız yargısının olayı takip etmesi gerektiğine vurgu yapan Öneş, "Türkiye’nin çıkarlarını koruması lazım ama böylesine insanlık dışı bir olayın takibini Türkiye’nin kendi bağımsız tarafsız yargısıyla takip etmesi gerekir. Bir cinayeti kapatan otoriter devletin hoyrat uygulamaları karşısında meseleyi kapatıcı değil aydınlatıcı şekilde hareket etmesi lazım." ifadelerini kullandı.

‘RESMİ AÇIKLAMA YAPILMAMASI EKSİKLİKTİR’

"Türkiye’de resmi açıklama yapılmadı. Kamuoyu bilgilendirmesi yapılması gerekirdi. Yapılmaması eksikliktir." diyen Öneş, Kaşıkçı’nın evlilik belgesi için önce ABD’deki ardından da İngiltere’deki Suudi diplomatik makamlarına başvuru yapması ve eli boş dönerek Türkiye’ye yönlendirilmesine ilişkin şunları söyledi:

‘İNGİLTERE YA DA ABD’DE BÖYLE BİR OLAY YAŞANSA KONSOLOS ÜLKESİNE DÖNEMEZDİ’

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed el Uteybi’nin olaya ilişkin şaibeler sürerken ülkesine gidişine izin verilmesine de değinen Öneş, "İngiltere ya da ABD’de böyle bir olay yaşansa, ülkelerdeki Suudi konsoloslar ülkelerine dönemezdi." dedi.

‘TÜRKİYE’YE GİRİŞ YAPAN EKİBİN DİKKAT ÇEKMESİ GEREKİRDİ’

Öneş, Cemal Kaşıkçı’nın infazı için Türkiye’ye giriş yapıp, 24 saat sonra ülkeden ayrılan 15 kişilik ekibin de dikkat çekmesi gerektiğini ifade ederek, "Uçakla gelen ekiplerin mutlaka dikkat çekmesi gerekirdi. Cinayet sonrası dönüşleri de zorunlu olarak takip edilmeliydi." diye konuştu.