İRTİCA DOSYASI /// İslamın baş belası : Din sülükleri


İslamın baş belası : Din sülükleri

Genel tarih, özellikle de dinler tarihi, insanoğlunun çok çeşitli evrelerden geçen serüvenini incelemiş, inanma ihtiyacının başlangıcına ve nedenlerine ulaşmaya çalışmıştır. Yerkürenin üzerine düşecekmiş gibi gökyüzünü kaplayan siyah bulutların verdiği ürperti, şelaleler gibi aylarca yağan yağmurlar, ürkütücü ışığı ve korkunç gürültüsü ile şimşekler yanında, el değmemiş bakir doğanın etkileyici görkemi, ilk insanları hem korkutmuş hem de sığınılacak bir üstün kudret arayışına yöneltmiştir. Özetle, din ihtiyacı ve inanma duygusu insanla birlikte doğar (Fıtridir), delil ve ispat istemeyen açıklıktadır (bedihidir).

Peygamberler dönemi ile birlikte sistemleşen ve kurumlaşan din; nisan yağmurunun balığın karnında inciye, yılanın karnında ise zehire dönüşmesi gibi, devletlerin, toplumların ve bireylerin algılama ve yaşama biçimine göre onurlu ve bağımsız devlet, uygar bir toplum ve özgür bireyler yaratabilir veya bir ulusun toptan felaketine sebep olabilir.

Dini dünya için kullanmak

Batı toplumları uzun yıllar mücadele ederek ve ağır bedeller ödeyerek, kilisenin cenneti satma dönemini 200 küsur yıl önce kapatmıştır. Sanayi devriminin çağdaş hukuk ve laik eğitim ile bugünkü uygarlık düzeyine ulaşması böyle mümkün olmuştur. Mucize insan Atatürk, hem yurdumuzu işgalden kurtarmış, hem de kurduğu yeni devlette (Cumhuriyet) dinden geçinme dönemini kapatmıştır. Şu gerçeği çok iyi biliyordu ki Müslüman Türk milletinin temiz imani yapısı, aynı zamanda azgın siyasetçilerin istismarına oldukça elverişli, tükenmez bir oy deposudur. (Aşil’in topuğu) Atatürk bir şeyi daha çok iyi biliyordu; temiz ve saf insanları köklü İslami duygular üzerinden dolandırmak, Sülün Osman’ın Anadolu’dan İstanbul’a gelen garibanlara Galata Köprüsü’nü ve Kız Kulesi’ni satmasından daha da aşağılık bir vicdan avcılığı idi.

İslama yazık oluyor

Siyaset kurumunun görevi, halkın her alanda gönencini sağlamaktır. Hem sosyal hem de sosyolojik bir gerçek olan dinin, hikmet, ulviyet ve kutsiyetinin esirgenmesi bakımından, siyaset üstü tutulması da bir zorunluluktur. Cumhuriyetin kurulması ve devrim yasaları ile birlikte, yeraltına inen din sülükleri, çok partili yaşama geçilmesi ile birlikte, popülizm ve verilen ödünler sonucu, adım adım, aşama aşama gelişip büyüyerek Atatürk Cumhuriyetinin bütün kılcal damarlarına öldürücü bir virüs olarak yerleşmişlerdir. Artık devlet hem ellerinde hem de kucaklarındadır. Başta kimi siyasiler, nihai hedefleri “davaları” Cumhuriyet’i yıkmak olan cemaat, tarikat, dernek ve vakıflar, hatta bürokrasi, toplumun ortak değeri olan İslama sığınarak ve maalesef onu kullanarak kazandıkları mevzileri kaybetmemek için, muhalefete çullanıyorlar. Mimarı ve komutanı Atatürk olan Çanakkale ve 30 Ağustos zaferlerini işleyen cuma hutbelerinde Atatürk’e yer vermeyen Ali Erbaş’ın Diyanet’i, milli ve dini birliğimizin özenle korunması gereken bu süreçte, bir soru işareti olarak karşımızdadır. Zenginleşmek ve koltuk sahibi olmak veya koltuğu korumak için yüce İslam’ın bir enstrüman olarak kullanılmasını, dinin ve mülkün gerçek sahibi Allah görüyor ve izliyor. Düzenbaz ve madrabazların bir hesabı var da, Allah’ın yok mu? Göreceğiz!…

Gani Aşık / Eski Kayseri CHP Milletvekili – Müftü

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak büyük Halk Ozanımız Aşık Ve ysel’i ölümünün 46. yılında özlem ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.


ÖZEL BÜRO EKİBİolarak büyük Halk Ozanımız Aşık Veysel’i ölümünün 46. yılında özlem ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

ÖZEL BÜRO GRUBU

GÜNDEM ANALİZİ /// METİN ATAMER : Ayranı Yok İçmeye


METİN ATAMER : Ayranı Yok İçmeye

Nedense her tabir, her söylem ve her deyiş mutlaka bir önem arz eder. Büyükler bir söz söylerse, mutlaka onun altında çok anlamlar bulunur. Bu sözlerin kimin tarafından söylendiği veya ne zaman söylendiği pek önemli değildir. Mühim olan söylenmiş olmasıdır. Yöresel bazı deyimler vardır, bu sözler ancak o yöre için geçerli olabilir. Hani derler ya ayağını yorganına göre uzat diye. Bazı yerlerde yatıp uyurken yorgan değil örtü bile örtmez insanlar. Bu nedenle ‘yorgan’ konusu o yöre için geçerli olmayabilir. Burası yaşadığımız gariplikler ülkesi, Anadolu.

Ülkemde yasalar çıkarılırken genelde günü kurtarmak için kaleme alınmakta. Senerce önce ‘’KIYAK EMEKLİLİK ‘’ adı alltında bir kanun çıkmıştı. 20 Haziran 1987 tarihinde TBMM den 3395 sayılı bir kanun geçmişti. Bu kanunla Sosyal Siğorta Kurumuna baş vuran işçi yurtdaşlar 4.2 milyon lirayı kuruma yatırdıkları takdirde ‘’SÜPER EMEKLİ’’ adı altında, bir vekil maaşına yakın bir ücretle emekli olma imkanı tanınmıştı. Bu meblağ bir ev veya iyi bir araba fiyatına eş değerde idi. Amaç yaklaşık 5000 bin özel şirket üst düzey yöneticilerinin sosyal yardım kurumundan yüksek maaşla emekli olabilmeleri hedeflenmişti. 5000 kişi için böyle bir emeklilik maaşını bu kurum kaldırabilirdi. İnsanlar malını mülkünü satarak bu parayı denkleştirip Kurumun hesabına yatırdılar. Bunların içinde bende vardım.

Ancak bu çıkarılan kanun sonrası başvuruların sayısı 62000 üstüne çıkınca yöneticiler bu duruma olumsuz bakmaya başladılar. Bu ülke, haklı olarak, bu yükü kaldıramaz endişesi ile konuyu Anayasa Mahkemesine götürdüler. Anayasa Mahkemesi ise 26.10.1988 tarih ve 1988/19 esas 1988/33 sayılı kararı ile kanunu iptal etmişti. Burada konu olan 62000 insanın yatırdığı 4.200.000.- T.L. toplam 260.400.000.000.- Türk Lirasının nereye gittiği önemli idi . Şimdi bu parayı o tarihteki döviz kuru ile söylersek 154.585.930.- dolar tutmakta. Bir kanuna dayanarak bir işlem yapmışsa Devlet, eğer Anayasa Mahkemesi tarafından kanun iptal edilmesi halinde, toplanan paraların halka geri verileceğini ümid etmeniz en doğru bir düşüncedir. Fakat Devlet en büyük Harami olarak bu gelen paraların üstüne kondu. Toplanan bu fonu konsolide bütçe içine dahil ederek parayı erittiğine şahit olduk.

Şimdi 1992 senesinde çıkan bir kanunla emeklilikte yaş şartı kalktı. Sonrasında bütçeye gelen aşırı yükten dolayı 1999 senesinde çıkan diğer bir kanunla yeniden yaş sınırı getirilmiş oldu. 5510 sayılı kanuna bağlı olarak çalışanların emeklilik yaşlarının belirlenmesi ile mağdur olan işçi yurtdaşlarımızın emeklilik durumunun düzeltilmesi, vicdanların rahatlatılması bakımından gerekli olduğunu düşünmekteyim.

Devlet milyarlar harcayıp saraylar yapmasını, milyarlar harcayıp uçaklar almasını, sınırsız, sorgusuz ve sayıştay denetimsiz harcanan paraların içinde YAŞ’a takılanlar için gerekli olan 50 milyon diye adlandırılan ek harcama, çorbada bir katre olduğunu düşünmekteyim. 5 Tepenin emrine tahsis edilmiş 12 adet uçak için harcanan ve harcanmakta olan sadece bakım değerleri 50 milyon liranın çok üzerinde olduğu bir hakikattir. Adama derler ki 12 uçağın olmasın, ama YAŞ a takılan ve bu durumdan mağdur vatandaşın da olmasın.

Yakın bir tarihte Yeni Zelanda, Christchurch’de bir caninin yaptığı Cami katliamında 49 kişi hayatını kaybetti. Bu durumu görüşmek için Dış İşleri Bakanı ve Cumhur Başkanı yardımcısı 238 tonluk Airbus A 330 özel uçakla bu ülkeye gittiler. Özel uçak gidiş – geliş 34000 kilometrede 293500 litre yakıt tüketilmiş. Sadece yakıta yaklaşık 1 milyon liranın üzerinde harcanmış. Uçağın hava alanı iniş ve kalkış ve park ücretleri ile uçak personeli masrafları bunların üstüne ilave edilmekte. İki kişi tarifeli uçakla gitmiş olsalardı bu masrafların toplam bedelinden yüzde bir bile harcanmazdı. Hani eskiler ne derdi ‘Ayranı Yok İçmeye Taht-ı revanla gider Etmeye’ diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

Metin Atamer

GÜNDEM ANALİZİ /// SERENDİP ALTINDAL : KÜRESEL TAKINTI


SERENDİP ALTINDAL : KÜRESEL TAKINTI

İzmir’de yapılan şeriat yürüyüşü, tarihin rengi atmış sayfalarına sıkıntılı empatiler oluşturmakla kalmadı aynı bağlamda yeni bilinmezlere doğru da işaret fişeğini ateşledi. Çünkü hemen arkasından Yeni Zelanda da Camiye yapılan profesyonel saldırıyla birçok mütedeyyin canın telef edilmesi, sanki ayni mihrakların ortak bir ürünü izlenimini vermişti. Bu nedenle tetikçinin daha önceden yaptığı kapsamlı Türkiye gezisi de akıllarda soru işaretleri oluşturdu. Ve küresel emperyalizmin bizdeki ortaklarıyla hazırladığı planlı bir provokasyonuydu sanki çağrıştırdığı.

Çok uluslu paranın Yeni Zelanda’yı hedef tahtasına oturtan bu davranışı aslında Yeni Zelanda açısından gelecek riski taşıyor ve bölgenin huzurlu ve sakin yaşantısını tehlikeye sokarken de gerçekte Yeni Zelanda ya zarar verecek kıvamda olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle de Yeni Zelandalıların BM çerçevesinde ve kendi menfaatleri doğrultusunda olayı çok ciddi ve enerjik sorgulamaları, tekrarın olmaması için de ciddi önlemleri acilen almaları gerekmektedir.

Her yerde, her ilişikte ve her derde deva Erdoğan olunca, (AKP = Erdoğan) eşitliği çıkıyor ortaya haliyle. Ve böylelikle de koca Partide Erdoğan dan başka adam kalmamış olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. O halde AKP hala neyin alış verişini yapıyor ve siyasa da nasıl bir varlık olma iddiası taşıyor. Bence AKP’liler toptan istifa ederek yeni bir partiyle imaj tazelerken, şayet siyasada kalacaklarsa güven de tazelemiş ve tek adamla birlikte yok olmamış olurlar. Çünkü bir zamanlar DP yaftalı başka bir tek adam partisinin ve liderinin başına gelenler asla yadsınmamalıdır. Zira gidiş o gidiştir.

Özetle de: Konuya neresinden bakarsak bakalım, bütün safahat, can çekişmekte olan küresel emperyalizmin artık arşa uzanan canhıraş feryatlarının başta yankı yapan takıntılı akislerinin, giderek total sessizliğe doğru, güneşin batarken gölgelerin sulara inmekte olduğu gibi ağır ağır çökmesidir. Sonrası mı? Karanlıkta bir katre lokma peşinde el yardımına uzanan bitkinlerin ve burnu düşüklerin acıklı sessizliğidir artık geride kalacak olan…

Serendip Altındal

TSK DOSYASI : BU ÜLKEDE YURTSEVER BİTMEZ /// Tank Palet fabrikası işçileri tayinlerini istedi : “Bu vebali alamayız”


Tank Palet fabrikasında çalışan işçileri, fabrika için alınan özelleştirme kararı ve Katar ortaklı BMC’ye devredilmesi sonrası tayin edilmek için dilekçe verdi. Fabrika işçileri, kritik askeri bilgileri Katarlı şirketle paylaşmak istemediklerini belirtti.

Sakarya’daki tank palet fabrikasında çalışan işçiler özelleştirme kararı sonrası tayin edilmek için dilekçe verdi. Harb-İş Sendikası Sakarya Şube Başkanı Yaşar Yavuz, “Biz ordu malının Katarlılara verilmesinin vebalini alamayız” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Sakarya’daki tank palet fabrikasının BMC firmasına 25 yıllığına devredileceğini açıklamıştı. BMC firması AKP’li Ethem Sancak ve Katarlı işinsanlarına ait. Fabrikanın devrine ilişkin kamuya açık yarışmalı ihale yapılmamıştı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, fabrikada çalışan 695 işçiden 605’i, kritik askeri bilgileri Katarlı şirketle paylaşmak istemediklerini belirtti.

Sendika başkanı Yavuz, tayin dilekçesi vermeyen yaklaşık 90 işçinin ise genelde emekliliği dolan ya da emekliliğine kısa süre kalan personelden oluştuğunu kaydetti.

Yavuz, tayin istemelerinin gerekçesi olarak şunları söyledi: “Daha ihale şartnamesi hazırlanmadan, ilan verilmeden, ihalesi yapılmadan fabrikamızı Katarlı şirkete devrettiklerini söylüyorlar. Bu anlayışa karşı haklarımızı nasıl koruyacağız? Türk ordusunun malını Katar’a satıyorlar. Ordu malı, vatan meselesidir. Bunun parçası olamayız. Bu işin vebalini alamayız. Bu nedenle tayinlerimizi istedik.”

KİTAP TAVSİYESİ : ÜLKÜCÜLERİN ÇİLESİ /// YAZAR : RECEP KÜÇÜKİZSİZ


Ülkücü camianın sevilen isimlerinden biri olan yazar Recep Küçükizsiz, Ankara’da okuyucularıyla ‘Ülkücülerin Çilesi’ adlı kitabını imza gününde buluşuyor.

Ülkücü camianın sevilen isimlerinden Recep Küçükizsiz, "Ülkücülerin Çilesi" kitabının imza gününde okuyucularıyla bir araya geliyor.

Ankara’da Kadim Dostlar Ülkü Kardeşliği Derneği’nde 22 Mart Saat: 15.00’da gerçekleştirilecek imza günü saat 22.00’a kadar sürecek.

RECEP KÜÇÜKİZSİZ KİMDİR?

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi’nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya’da okuyarak tamamlayabildi.

Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Erylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri’nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı.

Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi.

1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay’ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya’ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu’nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır.

2000 senesinde çıkarılan ve kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen kanundan "Cezaevlerinde yatan üç-beş çapulcu için hükümeti bozamam" diyerek Ülkücülerin faydalanmasını engelleyen Devlet Bhçeli’ye tepki olarak Yusufiyeliler Hareketini başlatıp, haksız bir şekilde cezaevlerinde yatmakta olan arkadaşlarının sesi oldu.

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.